Recent Updates Toggle Comment Threads | Tuş takımı kısayolları

  • ikiciftsiir 21:45 on 30 March 2018 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Murat Menteş, , ,   

    Murat Menteş – Şeyhim Beni Işınla 

    Şeyhim Beni Işınla

    Şeyhim beni 70’lere ışınla,
    3 milyar saniyem bitmeden önce
    Sonsuzluğu bükeyim, kalan ömrümce.
    Tasavvuf strese iyi geliyor bence.

    Bir fırt ab-ı hayat versene şeyhim
    Dindirsin faniliğin hararetini.
    Bitsin mutat prova, deney, tatbikat;
    Ecel formalitesi, azap rutini.

    Şeyhim nedir bütün bu illüzyonlar seraplar?
    Aşk üçgeni, meşk dairesi, kudret karesi,
    Zeval kulvarındaki zırhlı araçlar?
    Şimdi yani tam şu an kaderde ne var?

    Şeyhim adım kara listede, aha!
    Görünmüyor hicret rotasındaki vaha
    Açamam, açamazsın, açılmaz şeyhim,
    Sıfırın ortasına bir delik daha.

    Şeyhim 14 milyar yıl ne çabuk geçti
    Yaş kırk oldu kırklara karışamadım
    Ben defterden sildim ölümsüzlüğü
    Şeyhim kainata alışamadım.

    Murat Menteş

    Reklamlar
     
  • ikiciftsiir 19:44 on 28 March 2018 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Necip Fazıl Kısakürek, , ,   

    Necip Fazıl Kısakürek – Bu Yağmur 

    BU YAĞMUR

    Bu yağmur… bu yağmur… bu kıldan ince
    Nefesten yumuşak yağan bu yağmur…
    Bu yağmur… bu yağmur… bir gün dinince.
    Aynalar yüzümü tanımaz olur.

    Bu yağmur kanımı boğan bir iplik
    Tenimde acısız yatan bir bıçak
    Bu yağmur yerde taş ve bende kemik
    Dayandıkça çisil çisil yağacak.

    Bu yağmur delilik vehminden üstün;
    Karanlık kovulmaz düşüncelerden.
    Cinlerin beynimde yaptığı düğün
    Sulardan, seslerden ve gecelerden.

    Necip Fazıl Kısakürek

     

     
  • ikiciftsiir 00:31 on 28 March 2018 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , ,   

    İki Çift Şiir – otuz 

    otuz

    Ah kelimelere yaslı yüreğim,
    Bir seni söyler, bir seni…
    Ben ki sana varmak isterim.
    Kader buna izin verir mi?

     

     
  • ikiciftsiir 22:39 on 22 March 2018 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , ,   

    Ahmet Erhan- Gülşiir 

    GÜLŞİİR

    Geceyarısı, karanlık bir bozkırda
    Işıklar içinde akan bir tren kadar yalnızım
    içinde onca insan, içinde dünya…
    Soluk soluğa, demirden bir ırmağa mahkum
    Ve bilmeyen sonsuzluk nedir,
    Haklı olan kim bu kargaşada?
    Ateş ve su, yaşam ve ölüm, irin ve şiir
    Ucu bucağı olmayan bu çığlığın
    Ortasında nasıl barışılabilir?
    Anlamak isterim, hangi yasa
    Bir beşikle bir darağacını
    Aynı ağaçtan, ne adına varedebilir?

    Sorular sormak için geldim şu dünyaya
    Yasım acıların yasıdır
    Boynumu üzgün bir çiçek gibi kırıp da
    Yollara düştüğümde, başımda deniz köpüklerinden
    Ya da sabah yellerinden bir taçla
    Yürüdüğüme inanırdım – yanılırdım
    Geceyi günle, acıyı sevinçle kardığım
    Bu söylencenin bir yerinde durakladım
    Ve anlatamadım, konuşamadım bir daha.

    Acını ödünç ver bana, gözyaşlarını
    Damarlarında uyuyan sevinci ödünç ver
    Yitirdim çünkü onları da..
    İlenmiyorum, el çırpmıyorum artık
    Ne aklımda yaşadıklarım üstüne düşünceler
    Ne de geleceğime dair bir tasa.
    Gelirken çan çalmıyor yalnızlık
    Bir adam, bir sokak, bir ev
    Yüzle, gülüşler, susuşlar boyunca

    Soruların vardı senin, ne çok soruların
    Gözlerin dünyayı eleyip dururdu boyuna
    Bir fısıltı gibi başladı sevgim
    Çığlık oldu, kağıtlarda çiçek açtı sonra
    Sonrası…Mutlu bile olduk bazı
    Artık sen yadsısan da ne kadar
    Ya da ben bilmiyorum mutluluk nedir
    Anlatsın yollar, yollar, yollar…

    Şimdi gece, soluğumu verdim içime
    Az önce kağıtlara gül kuruları serptim
    Dolaplardan kekik, nane kokuları çıkardım
    Öylece serptim, seni yazacağım diye
    Sen ki, deniz görmemiş bir deniz kızısın
    Aklımın almadığı bir yerde, öylesin
    Şimdi gece, iki kişilik bu yalnızlık
    Bize artık yeter de artar bile…

    Dünyanın ölümünü gördüm, suyun toprağın
    En yakın dostlarımın birer birer
    Vakitsiz açan çiçeklerin, vakitli doğan çocukların
    Ölümünü gördüm, ama kimse
    İnandıramaz beni öldüğüne sevgilerin!
    Yaşam ki bir kum saatidir usulca akan
    Dolan sevgilerimizdir biz boşaldıkca
    Yaşımız biraz da sevgilerimizin akranıdır
    Vereceğimiz tek şey budur dünyaya.

    Şu dağılgan yüreğimi, şu köpüklere imrenen
    Yüreğimi bir gün yollara atarsam
    Bir gün bir nehir yataklarına dolarsam, korkarım
    Suyumun çoğu senden yana akacak
    Bütün sözcüklere adını ekleyeceğim
    Güldeniz, Gülekmek, Gülyağmur, Gülsarap
    Gülaşk, Gülsiir, Gülahmet, Gülerhan
    Ey gül yaşamım, yitip giden düşlerim!

    Gecelerdi, solgun – sessiz tüterdi yüzün
    Yatağımda bir kımıltıydın, dilimde türkü
    Uykusunda konuşurken sesini öptüğüm
    Varmak için beyninin kıvrak dağ yollarına
    Kokundu, bedenimi saran o ince buğu
    Esintisinde usul usul yürüdüğüm
    Ki değişmem yaseminlerle, portakal ağaçlarıyla..

    Sanki bir kız yürürdü yollarda
    Evimin sokağına girer, paspasa ayaklarını silerdi
    Kapımı açardı gümüş bir anahtarla
    Sanki hep gelirdi, sevişirdik bazı, konuşurduk
    Tozlu kitapların yığıldığı odalarda
    Kalırdı duvarlarda gülüşünden bir tini
    Yatağımda bedeninden bir oyuk.

    Benimse ellerim titrerdi, alnının aklığından
    Saçlarına saçlarına doğru titrerdi
    Şimdi kağıtların üstünde gidip gelen ellerim
    Titremiyor artık , yolunu biliyor şimdi
    Geceyarılarını çoktan geçti
    Bu şiir bitmeyince varolmayacak ellerim
    Ellerim uykusuz, ellerim geberesiye yalnız
    Süzülüp alçalıyor karanlığa doğru.

    Bütün yaşamım seninle geçiyor belleğimden
    Seninle var ve seninle sürüp gidecek artık
    Bir akdeniz kentinde limon koklayan
    Ve hep ufkun ardına bakan çocuk
    Acıyı buldu sonunda, kanayan bir gülden
    Çaldı yüzünü bir yaşamlık
    Geçer şimdi dumanlı bir kentin sokaklarından
    Şaire çıkar adı – az buçuk kaçık.

    Yeryüzünden silinmiş ırkların sonuncusuyum ben
    Oturup da şimdi aşk şiiri yazmam bundan
    Gülsün köpek sürüsü, lime lime edip
    Bu dizeleri, satsınlar haraç-mezat
    Doğru, benden sonra da tufan kopmayacak
    Ama haykıracağım laflarını tuzla kesip
    Yitip giden bu aşkı, nefesim tükenene dek.

    Beynime bir sarkaç gibi vuruyor sorular
    Neresinde yanıldık biz bu yaşamın?
    Hangi el bozdu büyüyü, hangi yazı
    Acılara hüküm verdi, soldan sağa taşarak?
    Kalbimde yıllardır kabuk bağladı yaralar
    Ödüm kopuyor, bir gün hepsi birden kanamaya başlayacak diye
    Yenilmeyeceğim, boyun eğmeyeceğim hiçbir şeye
    Hep direnen bir yanım kalacak
    Adımın soluk izi, acının seyir defterinde.

    şimdi gece, bindokuzyüzseksenikiyle
    Üçyüzaltmışbeşi çarp – oradayım işte
    Yorgun değilim, umarsızım yalnızca
    Geçmişle geleceğin öpüştüğü yerde bir nokta
    Gibiyim ve çoktan dürüldü defterim
    Uçurumlar üstünde uçuşur dizelerim
    Onlara köprü olacak bir beden yoksa da..

    Bu benim yalnızlığım, dalsızlığım benim
    Kana kana içtiğim çeşmelerden susayarak ayrılmak
    Titreyen bir ışık karanlıklarda
    Onu kim görebilir, kim tanıyabilir?
    Sonuda hep bir soruyla karşı karşıya kalmak
    Boynumun borcu bu, ödenmedi yıllardır.

    Her aşktan böyle bir şiir kaldı bende
    Yaşamımın bir dilimini özetleyen
    Unutuşun çiçekleri bunun için hiç açmıyor
    Donuyor bir gülüş tek bir dizede
    Yaşanmış yüzlerce anı, buruk bir özlem
    Çivileniyor beynimin bir yerlerine
    Geride -hayır- acılar filan da kalmıyor
    Bir boşluk yalnızca, uçurumlara özenen.

    Nefret ediyorum ve seviyorum seni
    Girdiğin bütün kapıları açık bırak
    Birazdan git diyebilirim çünkü..
    Çağım yalnız bırakmıyor beni, ellerini
    Tutuşumda, usulca öpüşümde dudağını
    Çağım aramızda çekilen kanlı bir bayrak
    Uzayan, akan bir irin yolu gibi.

    Sözcükleri güden çobanları var kalbimin
    Beynimin yaşamı saran kıskaçları
    Bitsin dediğim yerde bunun için başlıyorum
    Yitirdiğim her şeye dönüp de bakmam bundan
    Sensin yalnızlığa uzanan yolların düğüm yeri
    Ama şu anda içimde öyle çoğulsun ki
    Böyle irkilmezdim dünyayı kucaklasam.

    Çapraz yalnızlıklar astım göğsüme
    Yollarda bir savaşçı gibi yürüdüğüm doğrudur
    Gözlerle, dillerle kuşatılmış bir ülke
    kalbimdir ona tek sınır
    Susmayı bunun için severim bir çığlık gibi
    Donup kalır sesim kendi göğünde
    Onu ne anlayan, ne de duyan bulunur.

    Yaşamım sonsuz bir hac yolculuğuna dönüşüyor burada
    Kendi içimde ya da uzak yollarda
    Bulduğum ve yitirdiğim bütün varlıklar
    Bir mozayiğe biçim veriyorlar sessizce..
    Bende dünyanın acısıyla sevinci öpüşüyor
    Irmakların birleştiği o nokta benim
    İtilip tekmelendiğim bütün kapılarda
    Bana atılan her taş şimdi çiçek açıyor.

    Bir gün anlarsın beni neden suskunum
    Dünya içimde konuşurken böyle
    Bedenimi aşıyor yorgunluğum
    Karşında oturduğum masalardan dökülüp saçılıyor
    Bu öyle bir çığlık ki, susuşlar kalıyor geride
    Ondan öte her söz bir saçmalığı büyütüyor.

    Adını çoktan unuttun yüzün aklımda
    Ve bu şiiri neden sana adadığımı bilmiyorum
    Ama her güzellik nasılsa kendi adını bulur
    Bunun için ben Gül dedim sana..
    Yine de bir çiçeğe bunca yağmur yağarsa
    Kökleri toprağı saramaz olur
    Üstüne titrediğim her şeyi yitirmeyi öğrendim çoktan

    Söylenecek bir tek sözüm kalmazsa
    Çizerim yüzünü kuşların kanatlarına
    Her çırpınışta gökyüzüne dağılır
    Yüzün, hücrelerine varana dek uçuşur.

    Kağıtların aklığına aşkın tortusu çöküyor
    Parklar, sokaklar, söylenmiş ya da söylenmemiş sözler

    Yazdıkça biraz daha unutuyorum seni
    Ve her yerde düş tacirleri, şiirseviciler
    Bir şeyleri yorumlayıp duruyorlar aptalca
    Büyüteçlerle inceliyorlar şu yitik ömrümüzü
    Ben aşkın son hasatçısı, son peygamber
    Gülünç, soyu tükenmiş bir varlığı oynuyorum boyuna.

    Sana artık bir sığınak olsun bu şiir
    Noterlere ver onaylasınlar – her hakkı saklıdır
    Düşün, kalemimi sen tuttun yazarken
    Yeni okula başlayan bir çocuğa yardım eder gibi
    Öyle acemilikler yaptım ki ben
    Hiç kalır bu şiir onların yanında ve
    Nasıl ayaktayım diye şaşıyorum bazen.

    Görüp göreceği son şey bu şiirdir dünyanın
    Çığlığımdan arta kalan bunlar olacak
    Aklımın son kırıntılarını da burada harcıyorum
    Bundan böyle ibreler hep eskiye vuracak
    Yakınmıyorum, yerinmiyorum hiçbir şeyle
    Kalırsa odalarda unutulmuş birkaç şiir
    Bir yeniyetmen in altını çizeceği dizeler benden
    Senin adın nasılsa bir gün hepsini tamamlayacak…

    Ahmet ERHAN

     

     

     
  • ikiciftsiir 20:54 on 15 March 2018 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , ,   

    İki Çift Şiir – yirmi’dokuz 

    yirmi’dokuz

    Pamuk ipliğine bağlı bütün umudum.
    Meselem olmak ya da olmamak.
    Büyük resmi görmek gibidir sevdiğim seninle olmak
    Ama benden çok uzaktasın
    Ve ben ise gözlüğünü takmamış bir miyopum.

     

     
  • ikiciftsiir 19:26 on 13 March 2018 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , ,   

    Ümit Yaşar Oğuzcan – Sana Bir Tanrı Getirdim 

    Sana Bir Tanrı Getirdim

    Hani o iki kişilik dünyalar bizimdi
    Hani sen iyiydin
    Halden anlardın
    Hani sen git demiyecektin bana
    Ve ben herşeye rağmen gelecektim
    İçimde bir umut
    Ellerimde olgun meyvalar
    Dünya nimetleri
    Gözlerimde yanıp yanıp sönen bir pırıltı
    Ama ne sen gel dedin
    Ne de ben gelebildim herşeye rağmen
    Aşkımız ayrılıklarla başladı

    Deli dolu akan nehirlerden tas tas sular içtik
    Öyle ateşlerle doluydu yüreklerimiz öyle tutkundu
    Karlı dağların serinliğinde uyurduk geceleri
    Deniz fenerinin ışığında yıkanırdık
    Köpükten bir çalkantıydı içimizde zaman
    Ne yana baksak denizdi, maviydi, ışıktı
    Sonra bir çaresizlikti zifir
    Akıntıya kapılmış gemiler gibiydik

    Bir org çalınır gibi yanıbaşımızda
    Öyle kendinden geçmiş, öyle başıboş
    Öyle derin duygular içindeydik, anlatılmaz
    Sarhoş rüzgarlara bıraktık kendimizi
    Aldığını geri vermez dalgalara
    Görmediğimiz ülkeler gördük gün doğusunda
    Tatmadığımız yemişlerden tattık; günahkar olduk
    Alevden bir tasta eridi günler
    Bir cehennem ateşiydi aşk içimizde
    Hiç sönmeyecekmiş gibi yanıyorduk

    Tutsaklığımız nasıl başladı bilinmez
    Paslı demir kapılar kapandı üstümüze
    Taş duvarlarda kayboldu boğuk seslerimiz
    Çaresizliğimizi bize aynalar söyledi, inanmadık
    Kuşatıldık ansızın kederle, ayrılıkla
    Aman vermez karanlıklar sardı dört yanımızı
    Yalnızlık bir ağrı gibi çöktü başımıza
    Uyuduk bir daha uyanamadık

    Şimdi bir kutup var sana çeker beni
    Bir kutup var senden öteye
    Ben onun için böyle ortalıklarda kaldım
    Dağ yollarında, caddelerde, sokaklarda
    Onun için bulup bulup yitirdim seni
    Hangi kapıyı çaldıysam sen açtın bana
    Hangi gözümü yumduysam seni gördüm
    Zamandın, zamandan öte bir şeydin
    Yıllarca bir meşale gibi yandın uzaklarda

    Bu manyetik alanda boğulmam senin yüzünden
    Bu zincirleri sen vurdun ellerime
    Sen getirdin bunca karanlıkları
    Al şunu mum yak
    Korkuyorum
    Bir taş aldım attım denize
    Günahlarımdan kurtuldum
    Alfabenin yirmisekizinci harfindeyim
    Öteye gidemem
    İtme beni

    Benim de bir insan tarafım vardı
    Bakma böyle kötü olduğuma
    Benim de dileklerim vardı
    Benim de bir beklediğim vardı yaşamaktan
    Yeter artık vurma yüzüme çirkinliğimi
    Her gün bir kadın ağlar benim yüzümde
    Büyük dertler için benim ellerim
    Anlamıyor musun
    Sen sevildiğin için güzelsin bu kadar
    Ben sevilmediğimden böyle çirkinim

    Bütün kötü yerlerde ben korkarım
    Biliyorum
    Bir hayvan leşiyim öleli kırk gün olmuş
    Fabrika bacalarında bir kara dumanım
    Zehirim akrep kuyruklarında
    Kötüyüm sevemediğin kadar
    Öyle fenayım
    Kapanmış bıçak yaralarında
    Bu pis çöp tenekelerinde unut beni
    Unut artık
    Bayat bir ekmek gibi
    Çürümüş bir elma gibi

    Sarı badanalı evlerde kazanlar kaynar
    Sarı badanalı evlerde günahlar işlenir her gece
    Sarı badanalı evlerde ölüler yıkanır
    Sarı badanalı evleri sev biraz
    Bu evlerde zaman benim akşamlarımdır yitirilmiş
    Bu kazanlarda benim gözbebeklerimdir kaynayan
    Bu sarılarda benim yüreğim bir ölür, bir dirilir
    Anladım
    Bu dünyada benden başka kimse yok beni anlayan

    Tosca’dan bir arya hatırlıyorum şimdi
    Sus biraz
    Ensemde bir akrep yürüyor
    Bırak yürüsün
    Sabaha asacaklar beni
    Dokunma
    Yedi canım vardı, ikisi gitsin
    Bunca ölümler az gelir bana

    Kalbimi yardım
    Bir damla kan aktı
    Kutuplara kar yağıyordu
    Üşüdüm
    Failatun vezniyle seni çağırıyorum
    Bana imbiklenmiş yeşilliğini getir
    Dur gitme
    Beş kuruşum vardı kaybettim
    Dur gitme
    Isırgan otlarından kurtar beni

    Deniz analarının gözlerini çaldım
    Sana bakmak için
    Güneşi üçe böldüm
    Al biri senin olsun
    Yüzümde beş bıçak yarası var
    Bir de sen vur
    Barut kokusunu severim
    Bir portakalı dilim dilim soy
    Acıktım
    Tut ki ben yoğum artık yeryüzünde
    Tut ki bir marul yaprağıydım
    Öldüm

    Al şu serçe parmağım sende kalsın
    Ben kötüyüm
    Allahsızım
    Korkunç çirkinim
    Ben seksensekizinci tul dairesiyim
    Sağ gözümün üç kirpiğini kestim
    Al
    Ben lanetlendim

    Chopin’in cenaze marşı çalınıyor
    Ölüler ayağa kalktı
    Görüyor musun
    Şu soldan ikinci benim
    Senin yüzünden öldüm
    Şimdi seni getiriyorlar karanlığıma
    Ağlıyorum
    Biraz sev beni
    Gül biraz
    Yaklaş biraz
    Seni affediyorum

    Kuşkonmaz dallarına astım kendimi
    Sedir ağaçlarına gül yapraklarına
    Başımı taşlara vurdum
    Gözbebeklerimde büyük camlar parçalandı
    Tanrısal duygular içindeydim
    Bütün tanrısızlığımdan uzakta
    Bir kemiklerinin sertliğini aldım
    Bir teninin aklığını
    Sonra sıcaklığını dudaklarının
    Gel bak
    Sana bir tanrı getirdim
    Gel bak
    Bir tanrı yarattım senden

    Ümit Yaşar Oğuzcan

     

     
  • ikiciftsiir 00:54 on 12 March 2018 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Enis Behiç Koryürek, , ,   

    Enis Behiç Koryürek – Sevgi 

    SEVGİ

    Nasıl söylesem bilmem,
    Ve anlatsam ne ile?
    Bu öyle bir duygu ki
    Gelmez kaleme, dile…

    Sen varsın bakışımda,
    Her nefes alışımda,
    İçimde ve dışımda,
    Günahlarımda bile!

    Gözümde, hayalimde
    Hiç sorma ki neler var…
    Sendedir ufukları
    Ve ancak sana kadar…

    Dünyayı iki şeyden
    İbaret bilirim ben;
    Biri, herşey olan sen!
    Biri, sen olmayanlar!

    Enis Behiç Koryürek

     

     
  • ikiciftsiir 21:03 on 8 March 2018 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , ,   

    İki Çift Şiir – yirmi’sekiz 

    yirmi’sekiz

    Adımlarını sayıyor kaldırımlar.
    Bastığın yerde bir çiçek filizleniyor.
    Yanlarından geçip gidiyorsun insanların
    ve sen geçerken bir ferahlık
    esintisi geliyor.
    Ağlayan bebekler görünce seni,adını sayıklamaya başlıyor.
    Sen ki tabular yıkan kadın,
    Bir Ortadoğu ülkesinde erkeklere şiirler okutuyor adın.

     

    “Kadınlarımızın daima değerinin bilinmesi dileğiyle; 8 Mart Dünya Kadınlar Günü Kutlu Olsun.”

     

     
  • ikiciftsiir 22:06 on 7 March 2018 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Küçük İskender, , ,   

    Küçük İskender – Bir Organ Nakli Gibi Sevmiştim Seni 

    Bir Organ Nakli Gibi Sevmiştim Seni

    Bir organ nakli gibi sevmiştim seni;
    Çürük gözlerine bağışlanan ellerim,
    Yırtık dudaklarına bağışlanan şiirlerim..
    Darmadağın kadınların,darmadağın ettiği erkekler gibi
    Sevmiştim seni…
    Çok eskitilmiş bir aşkın hatırlanması,
    Sevgilinin resmi karşısında çocuksu bir iç kanaması
    Aslında işin açıkçası;
    Rüzgarın fırtınaya dönüşmesi gibi
    Hayatına yönelik bombalı bir saldırı gibi
    Geriye çekilirken herkesi öldürmek gibi

    Sevmiştim seni…
    Ruhum kan kaybederken nasıl tutarım seni şimdi deniz gibi,
    Neticesi olmayan herhangi bir sebep gibi
    Ortalık yerde durup dururken
    Sevmiştim seni…
    Atlara kalırsa çoktan kaybettik savaşı,
    Mızraklar kırıldı,kalkanlar delindi,ganimetler paylaşıldı.
    Kasaba meydanında birbirini dövmekten
    Yorulan iki kovboy gibi,
    Bir tabancanın namlusuyla tetiğiyle,
    Kendisinden farklı,
    Kendisinden ayrı,
    Bir silahın şarjöründe tanışan iki soğuk mermi gibi,
    Aynı bedene sıkılan iki el kurşun gibi,
    Katille kurban arasında o birkaç saniyelik telaşla
    Sevmiştim Seni…

    Küçük İskender

     
  • ikiciftsiir 00:04 on 7 March 2018 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Yahya Kemal Beyatlı, ,   

    Yahya Kemal Beyatlı – Rindlerin Akşamı 

    Rindlerin Akşamı

    Dönülmez akşamın ufkundayız.Vakit çok geç;
    Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç!
    Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,
    Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.
    Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
    Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan
    Geçince başlayacak bitmeyen sükunlu gece.
    Guruba karşı bu son bahçelerde, keyfince,
    Ya şevk içinde harab ol, ya aşk içinde gönül!
    Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahud gül.

    Yahya Kemal Beyatlı

     

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
En üste git
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
Vazgeç
%d blogcu bunu beğendi: